Okuma süresi 2 dk

Ignaz Semmelweis, 1818 yılında Macaristanda doğdu, Viyana Üniversitesinde tıp okudu. 1846 yılında da Viyana Genel Hastanesi’nde çalışmaya başladı.

1800’lü yıllarda lohusa humması kaynaklı ölümlerin sayısı oldukça fazlaydı. Bu hastalığı engelleme ihtiyacı artık çok elzem hale gelmişti. Ignaz’ın çalıştığı hastanede iki doğum kliniği vardı. Mevcut durumu inceleyen Ignaz, bir klinikte lohusa humması vakasının diğer kliniğe göre çok düşük olduğunu gördü. Humma vakalarının çok olduğu klinikte doktorların, diğer klinikte ise ebelerin çalıştığını fark etti. Bunun üzerine iki klinikte uygulanan yöntemleri karşılaştırdı. Ve önemli bir detayı fark etti. Ebelerden farklı olarak, doktorlar kadavralar üzerinde anatomi çalışıyorlardı. Zaman zaman da ellerini yıkamadan doğum kliniğine geçip doğum yaptırıyorlardı.

Bu gözleminden yola çıkarak kadavralardan mikrop bulaşıyor olabileceği tezini geliştirdi ve bu tezi test etmek için sıkı bir el yıkama kuralı getirdi. O dönemde, mikropların sadece havadan bulaştığına inanılıyordu, o yüzden doktorların el yıkama alışkanlığı pek yoktu. Sıkı el yıkama kuralından sonra humma kaynaklı ölümlerde büyük düşüş gözlemlendi. Ignaz, mevcut durumu iyi analiz ederek sorunun çevresindeki kirliliği temizlemeyi ve hatta bir çözüm geliştirmeyi başarmıştı. Bu basit çözüm sayesinde her yıl binlerce hayat kurtulabilirdi. O yüzden Ignaz ve arkadaşları, bu büyük gelişmeyi tüm tıp camiasıyla paylaşmaya başladı.

Ignaz’ın tezi ve bulduğu çözüm kulaktan kulağa yayıldı. Ama maalesef o dönemin tutucu ortamında böyle açık görüşlü ve yenilikçi insanların işi kolay değildi. Haberi duyan meslektaşları Ignaz’ı alay konusu yaptı. Doktorlar sağlıklı insanları hasta mı ediyor? Ne saçma! Elden mikrop bulaştığını düşünebilen doktorların olması üzücü!

Ignaz ise bu denli bariz bulgular tarafından desteklenen bu denli basit bir çözümün reddediliyor olmasına hayret ediyordu. Uzun bir süre sonra, 1858 yılında teziyle ilgili bir makale yazdı. 1861 yılında da bir kitap yayınladı. Tezini saçma bulan tıp dünyası, Ignaz’ı şarlatan ilan etti. Kitabı ile ilgili aşağılayıcı yorumlar üzerine, Ignaz tıp alanındaki otoritelere açık mektuplar yazmaya başladı. Mektuplar öfke doluydu. Tezini eleştirenleri “sorumsuz katiller” olarak ilan etti.

Bu olaylardan sonra Ignaz’ın psikolojik durumu da kötüleşmeye başladı. 1865 yılında, Ferdinand Ritter von Hebra adındaki ünlü bir doktor, kurduğu bir enstitüye davet ettiğini söyleyerek, Ignaz’ı bir akıl hastanesine çağırdı. İçeri girdikten sonra durumu fark eden Ignaz, çıkmak istedi; ama psikolojik durumunun çok kötü olduğunu iddia ederek Ignaz’ı hastanede alıkoydular. Direnen Ignaz’ı dövdüler ve deli gömleği giydirip karanlık bir hücreye attılar. 2 hafta boyunca, terapi adı altında ağır müdahalelere maruz kaldı. En sonunda sağ elindeki açık bir yaranın enfeksiyon kapması sonucunda hastalanıp öldü.  

Doktorlar, bir müdahale gerçekleştirmeden önce ellerini yıkamaları gerektiği fikrine 75 yıl daha karşı çıkmaya devam ettiler. Ignaz’ın tezi, ölümünden yıllar sonra Pasteur ve Lister gibi bilim adamlarının yaptığı çalışmalar sonrasında kabul gördü. Nasıl oldu da bu kadar somut kanıtlar varken, bu denli eğitimli bir kitlede değişim bu kadar yavaş gerçekleşti?