Okuma süresi 6 dk

Gerçekleştirdiğimiz takım koçluklarında en çok ortaya çıkan sorunlardan biri güven eksikliği oluyor. Güven sıkça dile getirilen bir değer olmasına rağmen, enteresan bir şekilde katılımcılar tarafından kolaylıkla tarif edilemiyor. Neden güvensiz hissettikleri sorulduğunda da “Başım sıkıştığında yardım alamıyorum.”, “Dikkate alındığımı düşünmüyorum.”, “Hata yaptığımda birileri mutlu oluyor.”, “Hata yapınca kimse affetmiyor.”, “Başarılı olmamı istemiyorlar.”, “Herkes kendi hedeflerinin peşinde koşuyor.”, “Kimse birbirine karşı dürüst değil.” gibi yardımlaşma, işbirliği, iletişim, değerli hissetme, iyi niyet, dürüstlük, bağışlanma, ortak amacın varlığı gibi farklı değerler üzerinden karmaşık açıklamalar duyuyoruz.

Kendi İyiliğinin Gözetildiğini Bilmek

Peki nedir güven? Bir insan birilerine karşı ne zaman güven hisseder? Güven, sözlükte “kuşku duymadan inanma hali” olarak tarif edilmektedir. Günlük dilde birinin ya bir konudaki yetkinliğine inanma ya da belli koşullar altında belli bir şekilde davranacağına inanma durumlarını tarif etmek için kullanırız. İlişkilerimiz söz konusu olduğunda – ister özel hayatta ister iş hayatında olsun – güven sözcüğünü birinin her koşulda kendi iyiliğimizi gözetecek şekilde davranacağına inanmak olarak yorumlarız. Bu şekilde inanç beslediğimiz insanların yanında kendimizi emniyette hissederiz.

Biri iyiliğinizi gözetiyorsa size değer veriyor demektir ve bunu farklı şekillerde gözlemlersiniz. Bu kişiler, örneğin, size ilgi gösterirler. Size yarar sağlamak adına davranışlarını değiştirmeyi kabul ederler. Kendi faydalarına olsa dahi, size zarar verecek şeylerden uzak durmaya çalışırlar. Başarınızdan mutlu olurlar, üzüntünüzden tasalanırlar. Hata yaptığınızda bağışlarlar, ya da telafi etmenize fırsat tanırlar.

Bu davranışların herhangi birinin yokluğu güven duygusunu zedeler. Mesela, çok sıkıştığınız bir anda bir kişiden yardım talebinde bulunduğunuzu ve o kişinin talebinizi duymazdan geldiğini veya savsakladığını gözlemlediniz. İçinize bir şüphe düşer. Ya çok önemli bir derdi var ya da beni önemsemedi dersiniz. Sonra, istemediğiniz bir şeyi kendi faydası için yaptığını görürsünüz. Şüpheniz daha da fazla artar. Buna benzer durumların birkaç defa daha tekrar ettiğini gördüğünüzde artık şüphenizden emin olursunuz.

Bir ilişkide güven sarsıldığında tarafların birbirlerini olumsuz bir ışık altında görme sıklıkları artar. Psikolog Robert Weiss bu duruma “Olumsuz Duygu Baskınlığı (ODB)” diyor. ODB’nin etkisi altında bulunanlar, devamlı bir kuşku hali içinde olurlar. Kuşkunun haklı çıktığı ve karşı tarafın bencilce davrandığı zamanlar olur; ama haksız yere suçlandığı zamanlar da yaşanır. Bu kişiler nötr olayları çoğunlukla olumsuz yorumlarlar, olumlu olayların çoğunu da fark etmezler. Hatta olumlularının bazılarını da olumsuz yorumlama eğiliminde olurlar. Karşı tarafın hep olumsuz davranacağı beklentisi, kendi kendini gerçekleştiren kehanet misali, gerçekleşir durur. O yüzden ODB hali kaçılması imkansız bir hapishane gibidir.

Bir ilişkide ODB halinin yaşandığını tespit etmek kolaydır. John Gottman’ın “Mahşerin Dört Atlısı” olarak tarif ettiği suçlama, küçümseme, savunma ve kaçınma davranışları bol bol gözlemlenir. Bir takım içinde ODB hali yaşanıyorsa insanlar kendilerini sıklıkla yanlış anlaşılmış, sorun konusunda masum, incinmiş, hayal kırıklığına uğramış ve kızgın hissederler. Sorun tartışmaya açıldığında devamlı kendilerini anlatma gayreti içinde olurlar. Karşı tarafı dinlemezler. Suçlama ve misilleme yapma eğiliminde olurlar.    

Güven Eksikliği Nasıl Giderilir?

Güven eksikliği sorununu gidermek, eğer sorun erken aşamalarda ise, daha kolaydır. Bazen taraflar arasında güven bunalımı yaratan durumlar o kadar fazla yaşanır ve o kadar uzun bir döneme yayılır ki o ilişkilerde güveni onarmak imkansız hale gelir.

Bu konuda, farklı araştırmacıların geliştirdikleri sınanmış yöntemler mevcuttur. Bunlar içinden, sosyal psikolog Anatol Rapport’un düşman siyasi gruplar veya ülkeler arasındaki müzakereler için kullandığı yöntem ile John Gottman’ın binlerce evli çift üzerinde yaptığı araştırmalar sonucunda evlilikte güven sorunlarını gidermek için bulduğu yöntemler kullanılabilir reçeteler ihtiva etmektedir. Bunların bir füzyonunu yapacak olursanız karşınıza şu tarz bir reçete çıkacaktır:

İlişkinizde güvenin önemli olduğu birinde size karşı olumsuz bir duygu durumu gözlemlediğinizde…  

  • Sorunu tanımlayın: Karşı tarafın gözünden sorunu nasıl anladığınızı tarif edin. Ör: “Sanırım benim bazı toplantıları son dakikada ertelemem, senin programını çok etkiliyor ve buna sinirleniyorsun.”
  • Soruna katkınız olabileceğini kabul edin ve özür dileyin: Karşı tarafın bir derece haklı olabileceğini kabul edin ve peşin olarak özür dileyin. Ör: “Çoğunlukla benim dışımdaki sebeplerden ötelemek zorunda kalıyorum ama bu konuda mutlaka daha iyi yapabileceğim bir şey vardır. Ben de biraz özensiz davranmış olabilirim. Bunun için özür dilerim.”
  • Duygu ve düşüncelerini sorun: Duygu durumunun nedenlerini sorun ve savunmaya geçmeden dinleyin. Ör: “Anlamama yardım eder misin? Bu durum neden seni bu kadar çok kızdırıyor? Toplantıları özellikle mi son dakikada ötelediğimi düşünüyorsun?”
  • Halden anladığınızı gösterin: Karşı tarafın durumunu ve duygularını anladığınızı hissettirin. Uygun durumda şefkat gösterin. Rapoport, “Karşılıklı olarak öteki tarafın konumunu onları tatmin edecek şekilde ifade edene kadar ikna etmeye, sorun çözmeye, uzlaşmaya kalkmayın.” der. Psikolog Haim Ginott da benzer şekilde “Tavsiye sözcüklerinden önce anlayış sözcükleri söylendiğinde rehberlik her zaman daha etkili olur.” der. Ör: “Evet, bu aralar yıl kapanışları sebebiyle çok yoğun ve yorgunsun. O yüzden böyle düşünüp hissetmen çok normal. Neden bu kadar kızdığını anlayabiliyorum.”
  • Karşı tarafı gözettiğinizi ifade edin. Karşı tarafa olan ilgi ve özeninizi ifade edin. Hatta onu gözettiğiniz bir durumu hatırlatın. Ör: “Ben seni her zaman önemsiyorum. Hatırlarsan, geçen hafta bu yoğunluklarından ötürü … toplantısına senin adına katılmayı teklif etmiştim sana.”
  • Mizaha başvurun. Mizah buzları çözmek için etkili bir yöntemdir. Ancak bir o kadar da risklidir. Karşı tarafı eleştiren veya küçümseyen bir mizah yapmadığınıza emin olun. Ör: “Ben de senin bu toplantılardan nefret ettiğini zannediyordum. Sana iyilik olsun diye öteleyip duruyordum aslında.”
  • Kendi bakış açınızı söyleyin. Kendi açınızdan durumun detaylarını anlatın. Ör: “Seni önemsemediğimi düşünme. Toplantı için kritik birkaç kişi gelmeyince toplantıyı yapmak anlamlı olmuyor. Gelmediklerinden de genelde son dakikalarda haberdar oluyorum.”
  • Onun önerisini sorun. Ne olsa daha iyi hissedeceğini öğrenin. Ör: “Bu tarz bir durum tekrar yaşandığında, ne olsa seni rahatlatır?”
  • Sorumluluk aldığınız bir uzlaşma önerisi iletin. Karşı tarafın önerisini dikkate alan ve kendinizin de çözümde sorumluluk aldığınızı gösteren bir öneri geliştirin. Ör: “Neyse, madem bu durum seni çok üzüyor, şu yıl kapanışı döneminde … toplantılarına ben seni aramadan gelme. Kritik kişilerin toplantıya katılacağından emin olunca seni ararım o zaman işini böler gelirsin.”
  • Kırmızı çizgilerinizi hatırlatın. Pek tabi ki sizin de talepleriniz veya yapamayacaklarınız olabilir. Bunu da hatırlatmayı unutmayın. Ör: “Yalnız, lütfen bundan sonra toplantıyı falanca gelmezse öteliyorsun, filanca gelmez ise ötelemiyorsun tartışması yapmayalım. Beni kızdırmaktan başka bir sonuç üretmiyor.”
  • Biz kavramını pekiştirin. İlişkiye iltifat edin, önemini vurgulayın. “Sonuçta hepimiz aynı gemideyiz. Aynı hedefler için beraber mücadele ediyoruz. Bu şekilde sorunları açık açık konuşabilmemizi de çok değerli buluyorum.”  

Güvensizliğin yaşandığı ilişkilerde, bu tarz onarımlara başvurmak tarafların çatışmalarının zaman içinde sona ermesini sağlayacaktır. Bu süreç odaklanma, zaman ayırma ve iyi duygu yönetimi gerektirdiği için uygulanması çoğu durumda çoğu kişi için pek kolay değildir. Ama güven meselesinin karmaşıklığını düşününce daha kısa ve kolay bir yol bulmak da pek olası görünmüyor.