Sola Yayınları tarafından Türkçe’ye çevrilip basılan, Timothy Gallwey’in popüler kitabı “İş Hayatında Zihin Oyunları (The Inner Game of Work)”, yazarın bir önceki kitabı olan “The Inner Game of Tennis”’in iş dünyasına uyarlanmış hali diyebiliriz.

Yazarın ilginç bir hayat hikayesi var. Harvard’ta okumuş, gençken başladığı tenis daha sonra profesyonel kariyeri haline gelmiş, ulusal seviyede dereceleri olan bir oyuncu, sonra da koç (antrenör) olarak çalışmış. Tenis antrenörü olarak geliştirdiği koçluk yaklaşımını daha sonra iş dünyasında da uygulama fırsatı bulmuş.

Kitabın ana mesajları şunlar:

Zihin Oyunları

  • Spordaki klasik koçluk modelinde, koç öğrencisinin mevcut durumunu görür, olması gereken duruma göre öğrenciye talimatlar verir. (Ör: Raketi çok yukarı kaldırıyorsun, daha çok şunun gibi olmalı…vs.) Koç’un yargılayan geribildirimleri öğrencide hata yapma korkusu, özgüvensizlik, baskı, şüphe ve direnç gibi olumsuz duygular uyandırır.
  • Eğitilme şeklimizin temelinde olan bu yaklaşım yüzünden hepimizin içindeki “Doğal Benlik”in yanında bir de “Eleştiren Benlik” oluşur. (“Eleştiren Benlik” sonradan bilincimize yüklenen bir dış yazılım gibidir.) “Doğal Benlik”in deneme ve öğrenme iştahı vardır. “Eleştiren Benlik” ise, iç öğretmenimiz olarak, değerlendirici, yargılayıcı ve şüphecidir. (Kitapta “Eleştiren Benlik” “Benlik 1”; “Doğal Benlik” ise “Benlik 2” olarak geçiyor.) Bir değişim, gelişim veya performans gösterme durumlarının hepsinde bu iki benlik birbiriyle konuşur. İnsanlar bu konuşmayı “iç ses” ya da “iç diyalog” olarak tarif eder.
  • Bu iç diyaloglar çoğu zaman değişimin veya performasın önünde engelleyici bir rol oynar. “Eleştiren Benlik”, “Doğal Benlik”i bastırır. “Yine yapamayacaksın galiba…”, “Bak olmadı yine…”, “Bunu hiç beceremeyeksin muhtemelen…” “Eleştiren Benlik”in müdahalesi bir tür “Kendine Kendine Engel Olma” döngüsü başlatır. Önce algıda bozulmaya yol açar (Ben bu konuda zayıfım), bunun sonucunda verilen yanıt, ardından da çıktılar bozulur. Tüm bunların doğal sonucu olarak da benlik bilinci bozulur. Kişinin kendisi ile ilgili şüpheci öngörüsü kendi kendini doğrulayan kehanet haline gelir.
  • Bu döngüyü kırmak için “Eleştiren Benlik” ile mücadele etmek faydasızdır, onu susturacak yollar bulmak gerekir. Yazarın yaptığı koçluk uygulamaları göstermiştir ki; öğrencinin yanlışlarını değiştirmek yerine, sadece öğrenciyi ana veya korkulan şeye odaklamak (ör: topa, topun gittiği yöne…vs) “Eleştiren Benlik”i susturup “Doğal Benlik”in serbest kalmasına sebep olmakta, ve hiçbir teknik yönlendirme yapılmamasına rağmen çıktılarda (performansta) kendiliğinden bir iyileşme gerçekleşmektedir. Bu iyileşme doğal öğrenme sürecinin sonucudur. Öğrenci durumu ile ilgili ön yargısız bir farkındalık elde etmekte, yaptığı farklı seçimleri deneyimleyerek öğrenmektedir.
  • Koç, öğrenmeyi kontrol etmek yerine, öğrencinin kendisine güven duymasını sağlamalıdır. Öğrenme sürecinde asıl otorite ve sorumlu öğrencidir. O yüzden tüm seçimler (neyi çalışmasına ihtiyaç olduğu, hangi yöntem ile çalışacağı..vb) öğrenciye ait olmalı. Koç sadece öğrenme ortamının kalitesinden sorumlu olmalıdır.
  • İş ortamında, iç diyalogları besleyen bir de dış diyaloglar (iş ortamındaki diğer kişilerin ifade ettikleri) ve kültürel diyaloglar (yazılı olmayan kural, değer ve varsayımların ifade ettikleri) vardır. İş ortamındaki dış ve kültürel diyaloglar, “Eleştiren Benlik”in korku ve şüphelerini ya arttırır ya da yatıştırır.

Odaklanma

  • Sporda da, iş hayatında da en iyi olmak için en önemli yetkinliklerden biri odaklanmaktır. Tam anlamıyla odaklanmanın olduğu yerde insanlar kendilerini bir “Akış” içinde hissederler. (Ref: Beyond Boredom and Anxiety, Mihaly Csikszentmihalyi) Akışta iken, insanlar kendilerini yaptıkları şeye öyle bir kaptırırlar ki; zamanın nasıl geçtiğini anlamazlar. Bu süreçte “Eleştiren Benlik”’e yer yoktur. O yüzden dikkatimizi dağıtan veya bizi korkutan şeyler karşısında, onlara güçlü bir şekilde odaklanmak iyi bir çözümdür.
  • Akış halini tetikleyen şey yeterli seviyede özgüven ve yeterli seviyede heyecan (meydan okuma) duygularıdır. Az özgüven, çok meydan okuma endişe ve stres yaratır. Fazla özgüven, az meydan okuma ise sıkılma halini yaratır.
  • Çocukların odak süreleri kısadır ama güçlü odaklanırlar. Yetişkinlerin güçlü odaklanması ise zordur, çünkü çok fazla çatışan öncelikleri vardır. Pek çok insan anne, baba, çocuklar, patron, arkadaşlar..vb grupların talepleri peşinde koşarken, hem kendi ajandalarını unuturlar hem de odaklarını kaybederler. Kendi ajandaları olmadığında (ne istediklerini bilmediklerinde) “Eleştiren Benlik”in ağına düşerler. Yaptıkları hataların çoğunun arkasında da odağın kaybolması vardır.
  • Her şeye aynı anda odaklanamayız. O yüzden kritik değişkenleri (konuları) iyi seçmeli ve ilgimizi ona yönlendirmeliyiz. Kritik değişken üzerinde odağımızı koruyabilmek için değişkenin gözlemlenebilir, ilgi çekici ve hedefimiz ile alakalı olması gerekir.

İşi Yeniden Tanımlamak

  • Bir şeyi nasıl tanımladığımız bizim tercihimizdir ve o tanımla ne kadar fark yaratabileceğimizin çoğu zaman farkında olmayız.
  • İşimize yüklediğimiz anlam bizim gerçeğimiz haline gelir ve iş yerindeki tüm hareketlerimizin arka planını oluşturur. (Ör: İşimizi sıkıcı ve sadece geçimimizi sağlamak için yapmak zorunda olduğumuz şey olarak görürsek başka; geçim sağlamanın yanı sıra kendimizi geliştirdiğimiz ve keyif aldığımız bir şey olarak görürsek başka sonuçlar elde ederiz.)
  • “Doğal Benlik”in en iyi halinde, iş ile ilgili doğal bir performans, öğrenme ve keyif vardır. Bu 3 boyut bir birini sürdürülebilir kılar. Çoğu insan işiyle ilgili öğrenme ve keyif boyutunu göz ardı eder ve bundan ötürü uzun vadede performans boyutunda sorun yaşar.
  • Öğrenme, özellikle de çağımızın bilgi işçisi için, başarının anahtarıdır. Performans hedeflerimizi belirlerken öğrenme hedeflerimizi de belirlememiz faydalı olur. Performans, dış dünyada yarattığımız değişim, öğrenme ise kendimizde yarattığımız değişimdir. Öğrenme hedefi olarak QUEST çerçevesindeki başlıklardan birini seçebilirsiniz:
    • Qualities (Nitelikler): Hangi niteliği / özelliği (ör: açıklık, işbirliği, iş odaklılık..vb) sergilemeyi öğrenmeliyim.
    • Understanding (Anlayış): Hangi konularla ilgili (ör: rekabet, süreçler, finans…vb) anlayışımı / bakış açımı geliştirmeliyim?
    • Expertise (Uzmanlık / Beceri): Hangi becerileri (ör: bilgisayar becerisi, uzlaşma becerisi, muhasebe becerisi…vb) geliştirmeliyim?
    • Strategic Thinking (Stratejik Düşünce): Stratejik / bağımsız düşünme ve faaliyetlerimi uzun vadeli amaçlarımla uyumlandırma konusunda ne kadar başarılıyım? Bunu nasıl daha da geliştirebilirim?
    • Time (Zaman): Zamanımı yönetmek konusunda nasıl daha da iyi olabilirim?
  • Başlığı seçtikten sonra, öğrenme hedefinizi planlamak ve takip etmek için aşağıdaki çerçeveden faydalanabilirsiniz:
    • Faydalar: Bu hedef doğru ilerlemenin faydaları neler?
    • Deneyim: Öğrenme hedefinizi hangi deneyim (aktivite) ile gerçekleştireceksiniz?
    • Öğrenme Araçları: Deneyiminiz sırasında öğrenmenize en çok hizmet eden araçlar neler?
    • Kritik Değişkenler: Bu süreçte odaklanacağınız kritik değişkenler neler?
    • Faaliyetler: Hangi faaliyetleri gerçekleştireceksiniz?
  • İşte öğrenmenin gerçekleşmediği durumlarda en yaygın bahane “Buna zamanım yok!” olur. Deneyimlerimize de öğrenme kaynağı olarak bakmamız gerekir. Hayatın kendisi dünya üzerinde katıldığımız en iyi seminerdir. Ve en güzeli de, fazladan zaman ayırmaya gerek yoktur.
  • İşten keyif alma konusunda yaygın inanç “keyfin gerekli olmadığı” yönündedir. Hatta “Acı yoksa kazanç yok!” inancı da oldukça yaygındır. Bu insanlar iş yaparken mutlu olma ihtimalini aktif olarak engeller. Küçük bir azınlık ise, işini yapmaktan mutludur. O yüzden sabahları hiç işe gidiyormuş gibi görünmezler. Bu noktaya gelmek için, öncelikle kendinize işinizden ne kadar keyif aldığınızı sorun. Aldığınız keyfi 1-10 skalasında değerlendirin. Ardından şu soruları cevaplayın:
    • Çalışırken keyif almanızı sağlayan şeyler neler?
    • Çalışırken mutsuz olmama sebep olan şeyler neler?
    • İşime daha fazla keyif katmak için neler yapabilirim?

Özgürlük

  • Sadece iş hayatında değil tüm sosyal yaşantımızda “uyum sağlama” talebi ile karşılaşırız. Uyum sağlama çoğu zaman çekicidir. Diğerleri gibi olma, bir çeşit güvenlik hissi sunar. Yüzeysel konularda uyum sağlamanın hiçbir zararı yoktur, ama sizin için önemli olan konularda da kendi iç sesinizden ziyade diğerlerinin sesine kulak veriyorsanız gereğinden fazla ödün veriyorsunuz demektir. Kendimizi gerçekleştirebilmemiz için özgür olmayı da bilmemiz gerekir.
  • Özgürlük, seçimlerimizle, değerlerimizle, ilgi alanlarımızla ilişkili bir şekilde tamamen kendinize karşı sorumlu olmayı seçmek demektir. İşinizi zihninizde yeniden tanımlamanız özgürlük elde etmeniz için tek başına yeterli olmaz. Bunun için ayrıca:
    • Hareket kabiliyetiniz olduğunun (istediğiniz yöne gidebileceğinizin) farkında olmalısınız.
    • Nereye gitmek istediğinize dair net bir resme sahip olmalısınız.
    • Gitmek istediğiniz noktaya doğru ilerlerken değişime açık olmalısınız.
    • Amacınızla ilgili yol boyunca net / kararlı olmalısınız.
    • Attığınız adımlarla yönünüzü devamlı uyumlandırıyor olmalısınız.

Durmayı Bilmek

  • Hayatımızda alışkanlık / rutin halini alan, niye yaptığımızı bile sorgulamadığımız pek çok şey yaparız. (ör: Her sabah diş fırçalamak) Ama bazı insanların tüm günleri bir rutine dönüşür ve bunun farkında olmazlar. Özel veya iş hayatındaki en büyük zorluk, oradan oraya koşturuyorken nerede olduğunuz, nereye gittiğiniz ve neden gittiğimiz ile ilgili farkındalığımızı kaybetmemektir. Bunun için de arada bir durup durum gözden geçirmesi yapmak gerekir. STOP Uygulaması:
    • Step Back (Bir adım geri git)
    • Think (Düşün)
    • Organize Your Thoughts (Düşüncelerini Organize Et)
    • Proceed 8Devam Et)

Hayatınıza Geniş Çerçeveden Bakmak

  • Hayatınızı bir şirket gibi düşünün. Siz de o şirketin sahibi ve CEO’sunuz. Aşağıdaki soruları gözden geçirin:
    • Şirketinizin misyonu, ilkeleri, değerleri, öncelikleri neler?
    • Şirkette kararlar nasıl alınıyor?
    • Kendi şirketinizdeki hisse oranınız ne? Şirketinizde karar hakkına sahip başlıca hissedarlar kimler? Hisseler nasıl dağılıyor?
    • Hisselerinizi kime ne karşılığında satmışsınız?
    • Hisselerinizi geri satın alabilir misiniz?
    • Hangi hisselerinizi geri istiyorsunuz?
  • Daha sonra kendinize 1 saat zaman ayırın ve hayali bir yönetim kurulu toplantısı yapın. Aşağıdaki gündem maddelerini tartışın:
    • Geri almak istediğiniz hisseler
    • Ürün portföyünüzde yapılacak değişiklikler
    • Misyon ve önceliklerde yapılacak değişiklikler
    • Diğer önemli konular
    • Bir sonraki yönetim kurulu toplantısı tarihi