Okuma süresi 4 dk

24 Nisan 1990 günü, NASA’nın Astrofizik Direktörü Charles (Charlie) Pellerin için gurur verici bir gündü. Nasa’daki ekibinin 15 yıldır üstünde çalıştığı, 3 milyar dolara mal olan Hubble uzay teleskobu sorunsuz bir şekilde yörüngeye oturtulmuştu. Ekip mutluluktan havalara uçuyordu. Teleskobun merceğinin kapağının açılacağı günü iple çekiyorlardı.

20 Mayıs 1990’da Hubble’ın gözünü örten kapak açıldı ve teleskobu kalibre etmek için ilk fotoğraf çekildi. Fotoğraflar, en gelişmiş yer yüzü teleskobundan çekilenlerden daha netti; ama hedeflenen netlik seviyesinin altındaydı. Bu, Pellerin’i bir miktar endişelendirdi; ama ekibindeki optik uzmanlar kalibrasyon sonrasında sorunun ortadan kalkacağını söyleyip Pellerin’i tatile uğurladılar.

Pellerin, uzun süre önce planladığı Japonya tatiline gitti. 1 hafta boyunca telefondan, bilgisayardan ve hatta televizyondan uzak bir tatil yaparak dinlenmeyi hedeflemişti. Tatili tam da istediği gibi oldu. Amerika’ya tekrar ayak bastığı gün, havalimanından sekreterini arayıp bir haber var mı diye sordu. Sekreteri de onu hemen amirine bağladı. Amirinin ilk sözü “Küresel optik bozulma nedir biliyor musun?” oldu.

Pellerin şaşkın bir şekilde soruyu cevapladı. Merceklerin yanlış konumlanmasından ötürü ortaya çıkan ve bulanık görüntü elde edilmesine sebep olan optik bir sorundu. “Neden sordun?” dedi Pellerin. Amiri “Çünkü, Hubble’ı küresel optik bozukluğu olan aynalarla uzaya göndermişsin” dedi. Pellerin “Hayır mümkün değil!” diye karşılık verdi. Amiri “Evet, öyle!” dedi. “Öyle olamaz!”, “Öyle olmuş!”, “Olamaz!”, “Ama olmuş! İnanmıyorsan git bir gazete al!”

Pellerin gidip havalimanının haber bültenini alıp telefona geri döndü. Bültende Hubble ile ilgili şu haber başlığını okudu: “Ulusal felaket: Hubble hatalı mercek ile uzaya gönderildi.” Amiri, “Evet, inandın mı şimdi?” diye sordu. Pellerin, hala inanmıyordu. “Çok ileri gidiyorsunuz, havalimanına uydurma haber bülteni mi koydunuz?” dedi.

Pellerin apar topar Washinton’a döndü ve NASA’daki kriz toplantısına katıldı. Sonrasındaki günler ise tam bir kabus gibiydi. Hubble’daki bulanıklığı kalibrasyon ile gidermek mümkün değildi. Tüm medya bu hatayı alay konusu yapmıştı. Ekibi utanç içindeydi. Ekibinin önemli bir üyesi yaşadığı üzüntü sebebiyle hasta olup öldü. 2 ekip üyesi de aşırı alkol kullanımdan ötürü rehabilitasyon merkezine alındılar. Ulusal bir soruşturma başlatıldı. Pellerin, ifade vermek üzere Amerikan Kongresi’ne bile çağrıldı. Ama Kongre’dekiler Pellerin’i dinlemekten çok bağırıp azarlamayı tercih ettiler.  

Hubble’ın mercek ve ayna düzeneği, uzaya gönderilmeden 13 yıl önce, yani 1977’de yapılmıştı. Düzeneği yapan alt yüklenici Perkin-Elmor firması söz verdiği zaman planının gerisindeydi. İşin daha da gecikmesi halinde, firmayı Kodak’ın düzeneğini kullanmakla tehdit etmişlerdi. Firma da, düzenekteki son ayarlamaları yaparken, aynaların ayarlanmasını sağlayan kaydırma çubuğunu olması gerektiği gibi oturtamamıştı ve mercekler arasında olması gerekene göre 1,3 mm’lik bir fark ortaya çıkmıştı. Bu minik gibi görünen fark uzay optiği söz konusu olunca “bir uçağı binlerce km ötede yanlış bir noktaya” indirmek kadar büyük bir hataydı.

Pellerin, mercek ve ayna düzeneğinin testlerinde bir sorun tespit edilip edilmediğini araştırdı ve buldukları karşısında şoke oldu. Testlerde bulanıklık sorunu tespit edilmişti. Ama nedense kimse sorunun üstüne gidip kurcalamamıştı. Ülkesinin en parlak ve alanının en önde zihinlerinin yer aldığı bir ekip nasıl oldu da bu hatayı görmezden gelmişti?

Proje hem bütçe hem de zaman planı açısından ciddi sapmalar yaşamıştı. Sapma büyüdükçe, ekip içindeki baskı, stres ve suçlama artmıştı. Tedarikçi firmalar ile ilişkiler gerilmiş, düşmanca bir hava oluşmuştu. Bu ortamda, ekip her sorunun peşinden gidemezdi. Mecburen daha öncelikli ve önemli görünen birkaç soruna odaklanmayı tercih ettiler. Bu baskı, stres ve suçlama atmosferi içinde küçük ve önemsiz gibi görünen büyük bir soruna eğilmeyi atladılar.

Pellerin, sorunu gidermek zorunda olduğunu hissediyordu. Bunu konuşmak için gittiği NASA’dan sorumlu kongre üyesinden büyük bir azar işitti. Kongre üyesi, Pellerin’in göğsüne parmağı ile bastırarak ve gözlüklerine tükürüklerinin saçılmasına sebep olacak kadar hiddetli bir şekilde “Hayır, bu rezilliği unutacağız, Hubble için kuruş para harcanmayacak” diye bağırdı.

Tüm bu kötü muamele Pellerin’i durdurmadı. Oldukça büyük bir bütçesi vardı. Kendisine her yıl muhtelif projeler için 2-3 milyar dolar bütçe veriliyordu. Gizli bir şekilde 60 milyon dolarlık bütçe ayırarak Hubble’ı tamir etmek üzere ekibi çalıştırmaya başladı. Ekip kısa sürede kolay bir çözüm yöntemi geliştirdi ve Aralık 1993’te gerçekleştirilen uzay seferinde teleskop başarılı bir şekilde tamir edildi. NASA, 13 Ocak 1994 yılında, Hubble’ın ilk keskin fotoğraflarını Dünya’ya servis etti.

Pellerin, NASA’daki deneyimi boyunca iyi bir takım olmanın sırları üzerine kafa yordu. Kusursuz iş çıkaran takımların özellikleri nelerdi? İhtiyaç duydukları tüm kaynaklar sağlanmış ve alanının en iyilerinden oluşan takımlar neden başarısız olabiliyordu? Deneyimlerinden yola çıkarak, etkili takımların aşağıdaki 4 temel boyutta etkili davranışlar sergilediğini keşfetti.

  • Hedefe Koşma:
    • Gerçekçi bir optimizm içinde olma
    • Sonuç için adanmışlıkla çalışma
  • Sorunları Yönetme:
    • Şikayet ve suçlamadan kaçınma
    • Rolleri netleştirme ve kişisel hesap verebilirliği önemseme
  • Dahil Etme:
    • Herkesi uygun şekilde dahil etme
    • Alınan tüm kararların gereğini yerine getirme
  • Takdir Etme:
    • Birbirlerini içten bir şekilde takdir etme ve cesaretlendirme
    • Ortak çıkarlara dikkat çekme

Peki bu 4 temel boyutu düşündüğünüzde sizin takımınız ne durumda? Takımdaki herkesin görüşü ne?

Kaynak: