Müzik dersini sevmeyen, ders ve sınavları farklı bahanelerle mümkün olduğu kadar geçiştirmeye çalışan bir öğrenciyi düşünün. Geçmiş bazı deneyimlerinden ötürü müziğe karşı yeteneği olmadığını ve dolayısıyla müzik dersinde başarılı olamayacağını düşünüyor. Ruhunun kararması için müzik dersine girmesine gerek yok, dersin bahsinin geçmesi bile yeterli oluyor. Okul müfredatı gereği müzik derslerine zorunlu katılıyor olmaktan şikayetçi. Ne zaman bir sınav olsa yoğun strese kapılıyor. Bazı sınavlara da hasta olup katılamıyor. Ve nedense hastalıkları da hep müzik dersinden bir sınavının olduğu güne denk geliyor. Bu konu ile ilgili duygu ve düşüncelerini sorguladığınızda ise “Yapamıyorum!”, “Yapamayınca arkadaşlarım dalga geçiyor!”, “Müzik benim neyime, ben ileride müzikle ilgili bir iş yapmayacağım ki!” gibi cevaplar veriyor.

Bu hikaye size tanıdık geldi mi? Kendinizde ya da yakın çevrenizdekilerde konusu farklı olsa da benzer bir hikayeyle hiç karşılaştınız mı? Dış dünya ile olan her etkileşimimizin sonucunda bir düşünce-duygu-davranış zinciri ortaya çıkıyor. Bu zincirlerin kimi işimize yarıyor ve bizi destekliyor, kimi ise işimize yaramıyor ve bize köstek oluyor. Bazen işe yaramayanları fark edip değiştirmeye çalışıyoruz. Bazen de fark edemeyip ya da fark etsek bile değiştiremeyip ömür boyu sonuçlarına katlanıyoruz.

Bazı düşünce-duygu-davranış zincirlerini de zaman içinde kalıplaştırıyoruz. Kalıp haline gelen davranışlarımızda, zihinsel süreçler otomatik pilota bağlanmış oluyor ve o davranış bilinçli bir çaba göstermeden gerçekleştirilebiliyor. Bu zihinsel kalıplara farklı alanlarda farklı isimler veriliyor. NLP’de (bilgisayar dünyasından esinlenilerek) “program” deniyor. Bu programların bazıları daha temel seviyede oluyor. Yani diğer programların da nasıl çalıştığını etkiliyor. Onlara da “meta-program” deniyor.

Bu hikayede öğrencinin zaman içinde kendisini müzik dersi ile ilgili nasıl programladığını ve programı da nasıl kalıplaştırdığını (otomatik işler hale getirdiğini) görebilirsiniz. “Müzik yetkinliğinin olmadığı” düşüncesi, bir sürü olumsuz duyguyu, ardından da stres ve sınavdan kaçınma gibi davranışları doğuruyor. Bu davranışlar sonucunda müzik dersinde başarısız olan öğrenci kendi düşüncesini daha da pekiştirmiş oluyor.

Peki meta-program bu hikayenin neresinde diye soracak olursanız, onu anlatabilmek için hikayenin biraz daha genişlemesine ihtiyaç var. Diyelim ki aynı öğrenci, diğer derslerinde yeterli ölçüde başarılı. Yani müzik dersi dışındaki derslerde kendini destekleyen programlar oluşturmuş. Okula bakış açısını ve akademik başarının kendisi için önemini sorguladığınızda “Hayatta kendi ayaklarım üstünde durabilmek, kimseye muhtaç olmamak için iyi eğitim alıp meslek sahibi olmam önemli…”, “Ailemde herkes iyi okullarda okumuş, babamı hayal kırıklığına uğratmak istemem…” gibi cümleler duyduğunuzu düşünün. Bu cümleleri müzik dersi için söyledikleri ile birleştirdiğinizde, bu öğrencide “uzaklaşma / acıdan kaçınma” meta-programının baskın olduğu görülüyor. Uzaklaşma meta-programına sahip kişilerin temel motivasyonları acıdan kaçınmaktır. Bu meta-program tüm derslerinde yeterli ölçüde başarılı olmasını sağlayan programları desteklerken, müzik dersinden kaçınma programını da destekliyor.

Bu programlar nasıl mı oluşuyor? Pek çok bilinçli ya da bilinçsiz tercihimizin sonucunda oluşuyorlar. Kendi tercihimiz bu süreçte çok büyük bir rol oynadığı için bu programları bilinçli alana çekerek değiştirmemiz mümkün.

İlk adımı ise iç temsillerimizi değiştirerek atabiliriz. İç temsiller dış ve iç dünya ile ilgili oluşturduğumuz zihinsel modellerdir. Aslında ne dış dünyadaki ne de iç dünyamızdaki herhangi bir şeyin gerçekte ne olduğunu bilmeyiz. Dış dünyayı duyu organlarımızdan elde edebildiklerimiz kadar biliriz. İç dünyamızı da bedenimizi tepeden tırnağa saran sinir sistemimizin tedarik ettikleri kadar biliriz. Yani her şeyin sadece zihnimizde nasıl temsil edildiğini biliriz. Bazı şeyler zihnimizde çok daha belirgindir. Bazıları ise silik. Belirgin iç temsiller düşünce sistemimizi etkiler. Örneğin sevdiğiniz biri ile son dönemde yaşadığınız olumsuz bir olay olduğunu hayal edin. Öncesinde bu kişi ile yaşadığınız güzel olaylar zihninizde silik, ama son olay çok belirgin ise, bu kişi ile ilgili olumsuz düşünce ve duygular oluşturmaya başlarsınız.

Çoğu zaman ne düşündüğümüz ve ne hissettiğimiz kontrolümüzde değilmiş gibi görünse de, iç temsillerimizi değiştirdiğimizde düşünce ve duygularımızı da değiştirebiliriz. Bir önceki örnekte, daha önce sevdiğiniz ama artık hoşlanmadığınız kişiyi hayal edin. Son olaya kadar olumlu bir iç temsiliniz olan o kişi için artık olumsuz bir iç temsiliniz oluşmuş. Zihninizde olumsuzlukları silik hale getirmek ve önceki olumlu ilişkilendirmeleri canlandırmak duygu ve düşünce sistemimizi de olumluya çekecektir.

Davranışlarımız da içinde bulunduğumuz (yarattığımız) duygu ve düşünce durumun sonucu olduğu için, duygu ve düşüncelerimiz değiştiğinde davranışlarımız da değişir. Bir önceki örneğe dönelim… Son yaşadığınız olay sonrasında zaman içinde ilgili kişiden kaçınma, göz ardı etme ve bir sürü olumsuz davranış geliştirirdiniz. Yaşanmış kötü olayı unutmaya ve önceki güzel yaşanmışlıkları tekrar hatırlamaya karar verdiğinizde, tekrar birlikte vakit geçirmeye ve kendisine karşı hoşgörü ve iyiliği gösterme yönünde davranış geliştirmeye başlarsınız. Bu düşünce-duygu-davranış zinciri çok tekrar eder hale gelince de kalıplaşır. Artık bilinç dışı seviyede işler hale gelir. Çoğu insanın annesinde, babasında veya evladında olduğu gibi.