Bu sefer de, Marshall B. Rosenberg’in “Şiddetsiz İletişim” adlı kitabının tamamlayıcısı niteliğinde olan “Çatışma Ortamında Barış Dili” adlı kitaptan çıkarttığım ana mesajları paylaşmak istedim. Kitap, önce düşünce ve inançlarımızı sonra da dilimizi değiştirerek hayatımızdan şiddeti nasıl çıkarabileceğimizi ve sonrasında neler elde edebileceğimizi anlatıyor. Keyifle okumanız ümidiyle…

Hiçbir şey çabalarımızı hayatın hizmetine sunmaktan daha keyifli değildir. Şiddetsiz iletişimin ana amacı da, en zor zamanlarda bile karşılıklı bunu yapabilmemize imkan verecek şekilde başkalarıyla bağlantı kurmamızı sağlamaktır.

Hayatımızdaki Şiddet

Şiddet doğamızdan değil, eğitim biçimimizden kaynaklanmaktadır. Az sayıda insanın çoğunluk üzerine hakimiyet kurduğu yapılara uyum gösterebilmemiz için eğitildik. (Ref: The Myth of Redemptive Violence, Walter Wink) Bununla bağlantılı olarak:

  • “Kimin neyi hak ettiği” ile ilgili bir adalet kavramı geliştirdik. Bunun sonucunda, birbirimiz hakkında ahlaki yargılarla düşünmeyi öğrendik. Daha sonra da bu adalet kavramına uymayanları kötüleştiren, insanlıktan çıkaran ve nesneleştiren bir dile sahip olduk. İyi bir yaşamın anlamının kötü güçleri ezmek olduğunu anlatan ve şiddeti keyifli hale getiren mitlerle büyüdük.
  • Kötü veya yetersiz olarak etiketlendiğimizde cezalandırıldık, uslu ya da cici olarak etiketlendiğimizde ödüllendirildik. Bu sayede, ödül ve ceza bağlamında düşünmeyi öğrendik. Hatta bunu o kadar içselleştirdik ki; kendi kendimizi de suçlama, utandırma..vb yöntemlerle terbiye etmeye başladık.
  • Aynı zamanda otorite sahibi insanların (evde ebeveynler, okulda öğretmenler, işyerinde patronlar) hakkımızda ne düşündüklerine öncelik vermeyi ve kendi ihtiyaç bilincimizden uzaklaşmayı öğrendik. Kadınlar ihtiyaçlarını aileleri uğruna feda etmeliydi. Cesur erkeklerin de ihtiyaçları olamazdı. Hatta hakim yapı için hayatlarını feda etmeliydiler.

Bu şekilde, kibar, mülayim ama şefkatsiz insanlar olarak programlandık. Bugün hala çoğu devlet, okul, şirket ve ailenin temelinde bu öğreti var. Okullarımız hala 3 büyük hedef için çalışıyor:

  • İnsanlara otoriteye boyun eğmelerini öğretmek ki; işe alındıklarında söyleneni yapsınlar.
  • İnsanları dışsal ödüller için çalışmaya alıştırmak ki; hayata hizmet yerine hakim düzene hizmet edecek şekilde çalışmayı arzulasınlar.
  • Kast sistemini demokrasi olarak göstermek ki; kast sistemini iyi olarak görüp korusunlar.

Barış Dili

Tüm bu düzenin yarattığı şiddeti barış dili ile çözmek mümkün. Bunun için, şunlara inanmak gerekir:

  • Duygularımızı başkaları değil ihtiyaçlarımız tetikler. Çoğu zaman duygularımızı tanımıyoruz ve tanımlayamıyoruz. Duygularımızı ifade edebilmemiz, ardından da duygularımıza sebep olan ihtiyaçlarımızı netlikle anlatabilmemiz gerekir. Ama çoğu insan içlerini açarlarsa başlarına kötü şeyler geleceğinden korkar.
  • Kendi ihtiyaçlarımızın farkında olmak ve bunları dile getirmek insanı özgürleştirir. İhtiyaçları ile bağlantılı insanların sorunu iyi köle olamamaları ve mevcut düzene uyamamalarıdır.
  • İhtiyacı dile getirirken olumlu eylem dili kullanmak gerekir. “İstemediğimizi” değil, “istediğimizi” rica etmemiz en etkili yoldur. Talep etmek yıkıcıdır. Rica ile talebi birbirinden ayıran, istediğimiz yerine gelmediğinde ne yaptığımızdır.
  • Olumsuz ve yargılayıcı dil yıkıcı ve faydasızdır, savunma ve karşı saldırıyı kışkırtır. Maalesef, karşımızdakinin patolojisini teşhis edip yargılamak üzerine yeteneğimizi bir hayli geliştirmiş durumdayız. Eleştiriler, yargılar ve suçlamalar karşılanmamış ihtiyaçlarımızın trajik ifadesidir.
  • Karşımızdaki kişi isteğimizi yerine getirdiğinde bunu gönülden (şefkatle vermeyi doğal hale getiren ilahi enerji ile) yapıyor olmalıdır. Kim ki istediğimiz bir şeyi suçluluk, zorunluluk, görev bilinci, ya da ceza korkusundan yaparsa bunun bedelini ödeyen biz oluruz. Araştırmalar, insanların üzerinde güç taktikleri kullanan şirket, aile veya okulların dolaylı olarak ahlaki sorunlar yaşadıklarını, şiddet ve sisteme karşı alttan alta eylemlerle karşılaştıklarını gösteriyor.
  • Sadece kendi ihtiyaçlarımız ile değil, karşı tarafın da ihtiyaçları ile bağlantıda olmak gerekir. Amaç entelektüel olarak anlamak değil, empatik olarak bağlantı kurmaktır. Bu karşımızdaki ile aynı şeyleri hissetmemiz anlamına gelmez, onunla beraber olduğumuz anlamına gelir. Onların iyiliği ile ilgilendiğimizde, onlar da bizim iyiliğimizle çok daha fazla ilgilenirler.
  • Çoğu zaman karşımızdakini değiştirme amacı güderiz, onlar da kendilerini savunmak zorunda kalırlar. (Ör: Sigara içme, sağlığına zarar veriyor.) İhtiyaçlarını anlarsak ve yaptıklarından dolayı anlaşıldıklarını hissederlerse, başka ihtimallere açık olurlar. (Ör: Sigara içip sağlığını bu denli riske atıyorsan, bu senin çok önemli ihtiyaçlarını karşılıyor olmalı. Bu ihtiyaçlarını tanımlayalım ki; bunları karşılamak için daha etkili ve sağlığınla bedel ödemeyeceğin yollar bulalım.)
  • Hata yaptığımızda ve karşımızdakini yaraladığımızda, olan biten üzerine konuşmak şifaya katkıda bulunmaz, tersine acıyı arttırır. Onun yerine, mevcuttaki duygu ve ihtiyaçlarını konuşmak ve yas tutmak gerekir. Şiddetsiz iletişimde af dilemek yoktur. Af dilemek şiddet dilinin bir parçasıdır. Suçluluğu, kötülüğü, yanlışlığı ima eder. “Affedersin” veya “özür dilerim” demek “kötü, suçlu veya yanlış olduğumu kabul ediyorum” demektir. Kendimizi suçlamak yerine, duygu ve ihtiyaçlarınız ile bağ kurduğunuzda, öğrenme ve şifa bulmaya götüren farklı ama doğal bir acı hissederiz.
  • İltifat ve övmek de ahlakçı bir yargılama şeklidir. Bununla bağlantılı olarak ödüllendirme de, cezalandırma ile aynı türden bir şiddettir ve aynı şekilde tehlikelidir. (Ref: Punished by Rewards, Alfe Kohn) Şiddetsiz iletişimde, iltifat veya ödüllendirme yerine şükran vardır. Şükranın amacı karşı tarafın yaptıkları ile hayatımızı nasıl zenginleştirdiğini bilmesini sağlamaktır. Şükran iletmek için, hangi eylemlerin hayatımızı zenginleştirdiğini, bunun sonucunda ne hissettiğimizi ve hangi ihtiyaçlarımızın karşılandığını ifade etmek gerekir. Ama maalesef, çoğu insan şükran kabul etmekte zorlanır. Çünkü aldıkları eğitim alçak gönüllü ve önemsiz olmayı öğretmiştir.
  • Şiddetsiz iletişim için değerlendirme (yargılama) yapmadan gözlem yapabilmek ve gözlemlediğini ifade edebilmek gerekir. Ama programlanma şeklimizden ötürü bu artık bizim için ileri bir yetkinlik halini almıştır. (Krishnamurti: İnsan zekasının en yüksek biçimi değerlendirmeden gözlem yapabilmektir.)
  • Bazı insanlar, şiddetsiz iletişim ile ulaşılamayacakmış gibi görünürler. Ama acele etmeyip gereken zamanı ayırdığınızda mutlaka sonuç alırsınız.